Untitled Document Untitled Document
Untitled Document
Untitled Document
 
 
 
 
 
kaynaklar
site haritası

 

 

Çocuklarla İlgili Haberler

 

Untitled Document
yaklasansaat.com

 

 

 




Site İçi Arama
 
 
anal fissür
bebeklerde pişik
boyun fıtığı
İBS
kabızlık
Kadınlarda Mantar Enfeksiyonu
Kadınlarda Vajinal Akıntı
 

 

 

İştahsız Çocuklu Ailelere Tavsiyeler

Özellikle 8-9 aydan başlayarak okul çağına kadar süren dönemde, anneler en çok çocuklarının iştahsız olmasından yakınıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik, her yaş döneminin ayrı beslenme güçlükleri olsa da iştahsızlık sorununun genellikle 9 ay ile 2 yaş arasında daha sık görüldüğünü belirtiyor.

Çelik “Ailelerin beslenme hataları ve alışkanlıkları iştahsızlık, daha doğrusu yemek seçme olarak tanımlanan durumun en sık görülen nedeni. Bu yüzden ailelerin doğuştan itibaren bebeklerini beslerken doğru yaklaşımda bulunmaları çok önemli” diyor. İştahsızlığın genellikle yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle oluştuğunu ifade eden Çelik sözlerini şöyle sürdürüyor:

Diş çıkarma atakları, besinlerdeki geçiş dönemleri iştah azalmasına neden oluyor.”

Çocuklarda İştah Artıran 12 Öneri:

1 - Üst kat komşunun tariflerini denemeyin!
6 bisküvi, 1 kaşık pekmez, bir yumurta sarısı ve bir dilim peynir... Bulamaç besinler diye tanımlanan bu tür tarifler yüksek kalorili oldukları gibi, baskın tatları severek yiyen çocukların dilinde sadece yoğun şeker tadı kalmasına yol açıyor. Bu da çocuklarda şekerli tatlar konusunda seçici bir yapı gelişmesine neden oluyor. Buna alışan çocukların damak tadı duyuları da yeni lezzetlere karşı oldukça dirençli hale geliyor. 

2 - İlk denemelerde sabırlı olun!
Çocuklar her yeni besine ortalama 8-10 denemeden sonra alışıyor. Bu nedenle ilk denemede bir kase dolusu havuç püresini bitirmesini beklemeyin. Ancak bir kaşık bile olsa her gün bu yeni besini çocuğunuza tattırarak alışma sürecini sabırla bekleyin. 

3 - Enerjinizi doğru besinlerde kullanın! 
Ispanak yedirmek için çocuğunuzla kılıç kalkan oyunu oynamak yerine, enerji ve sabrınızı; süt - süt ürünleri, et, yumurta, balık ve tahıl yedirmeye saklayın. Çünkü bu besinler çocuğunuzun gelişimi için çok daha yaşamsal öneme sahipler. 

4 - Yedinci aydan itibaren pütürlü gıdalar yedirin! 
Yiyecekleri çatalla ezip yumuşatarak yedirmeye çalışın. İlk denemelerde pütürlü yiyemeyen çocuğunuza karşı soğukkanlılığınızı koruyun. Sabır ve inatla denemelere devam edin.

5 - Sofraya çocuğunuzla birlikte oturun!
9 aylıktan sonra çocuğunuzu tok bile olsa mutlaka sizinle birlikte sofraya oturtun. Çocuğunuz erişkinlerin tükettiği gıdaları yiyebilecek yaşa geldiyse sofrada olan yemeklerden yedirmeye çalışın. Çocuğunuzun önüne koyacağınız küçük bir ekmek parçası veya köfte ile kendi kendine yemek yeme hazzına varmasını sağlayın. 

6 - 1 yaşından sonra kontrollü emzirin! 
Anne sütüne çok alışkın ve düşkün bebekler, bir yaşından sonra anne memesini bir nevi tiryaki gibi emiyor. Anneyi her gördüğü yerde, her canı istediğinde emmeye çalışıyor. Anne memesi emip bir şekilde doyduğu için de ekstra gıda yemek istemeyebiliyor. Siz de bu durumdaysanız 1 yaşından sonra emzirme konusunda çok daha kontrollü olun.

7 - Çocuğunuza örnek olun!
Çocuğunuzun sizin yemek yeme alışkanlıklarınızı aynen taklit edeceğini unutmayın. Sebze yemeğini sevmeyen bir babanın, makarnadan maydanozları ayıklayan bir kardeşin bulunduğu bir ailede küçük bebeğin önüne konulan her şeyi yiyip bitirmesi beklenmemeli. Elinizde tabakla televizyon izliyorsanız, çocuğunuzu sofrada oturup yemek yemeye ikna etmeniz kolay olmayacaktır.

8 - Yemek öncesinde abur cubur yedirmeyin! 
Yemek öncesi verilen abur cubur atıştırmalıkların, ara öğünlerin yemek saatinde kâbusa neden olacağını unutmayın. 

9 - ‘Yemek sofrada yenir’ mesajını verin! 
Çocukların dikkat süresi çok kısadır ve uzun süre sofrada sabit halde oturmaya tahammül edemezler. İki lokma yedikten sonra ayağa kalkan çocuğunuzun peşinden, elinizde tabak çatalla koşuşturmayın. Onu birkaç kez uyardıktan sonra hızla sofrayı kaldırıp yediği besinle yetinmesini sağlayın ve bir sonraki yemek saatine kadar da herhangi bir gıda almasına engel olun. 

10 - Yemekte ısrar etmeyin alternatif yaratmayın! 
Çocuğunuza ‘Teklif var ısrar yok, ancak alternatif de yok” deyin. Kereviz yemeğini yemeyi reddeden çocuğa karşı doğru yaklaşım makarna pişirmek değil, bir hafta süreyle her öğünde kereviz yemeği sunmaktan geçiyor. 

11 - Oyun oynayarak yedirmeyi deneyin 
Çocuğunuz 1 yaşında ise belli oranda oyunla, kandırmaca ile yemek seanslarını daha çekici hale getirilebilirsiniz. Ancak bunu, videoya kaydedilmiş reklam serilerinin önüne oturtularak, her reklam döngüsünde ağzını robot gibi açan bir çocuk noktasına kadar götürmeyin. 

12 - Ceza ya da ödül vermekten kaçının 
Yemek seanslarıyla ilişkilendirilmiş ceza veya ödül yöntemleri başlangıçta işe yarıyor gibi görünebilir, ancak “Yaşamak için yemeliyiz” algısının kurulmasına olumlu katkısı olmaz.

haberturk, 03/07/2012 

Bahçede Çalışan Çocuk Zeki

Araştırmalar bahçede çalışan çocukların okul başarısının daha yüksek olduğunu gösteriyor...

İngiltere'deki Kraliyet Bahçıvanlık Derneği'nin yaptığı bir araştırma çok ilginç bir gerçeği açığa çıkardı. Okul bahçesinde meyve, sebze yetiştiren çocukların okul başarıları artıyor. Okuma yazma, matematik ve sosyal beceriler konusunda bahçecilik yapan çocuklar yapmayanlara oranla daha başarılı.

Araştırma için 1300 öğretmenle beraber çalışıldı. Araştırmanın sonuçları çok net, bahçecilik yapan çocukların kelime hazneleri daha geniş, gıda üretimi ile ilgili daha bilgililer, matematik yetenekleri daha güçlü ve kendine güvenleri daha gelişmiş.

Bu araştırmadan yola çıkarak Kraliyet Bahçıvanlık Derneği bir kampanya da başlattı. "Okul bahçeciliği"... Kampanya kampasında bu konuda çalışmak isteyen öğretmenlere ve okullara destek veriliyor. Bugüne kadar kampanyaya 12.000 okul katıldı.

ntvmsnbc, 30/12/2011

Her İstediğine 'evet' Derseniz Doyumsuz ve Mutsuz Olur

"Çocuğum mutlu olsun yeter ki!" diyerek onların her istediğini yapan, kuralları daha çok evin küçüklerinin belirlediği aşırı hoşgörülü ailelerde yetişen çocuklar daha bencil, doyumsuz ve mutsuz oluyor. Evde sanki dünya kendi etrafında döndüğünü zanneden çocuk, büyüdüğünde de bu sürecin devam etmesini istiyor.

Sadece kendini düşünen, kendini seven nesiller mi yetiştiriyoruz? Minik narsistler mi büyüyor? Anneler genellikle "O mutlu olsun diye her istediğini yaptık ve yapıyoruz." diyorlar. "Her istediği olunca çocuk çok mutlu olacak!" düşüncesi sizi yanılgıya düşürmesin. Araştırmalar aşırı hoşgörülü, kural koymayan, her istediği yapılan aile çocuklarının yetişkinlikte narsistik kişilik geliştirdiğini, mutsuz ve doyumsuz olduklarını gösteriyor. Tüm deliller narsisizmin yeni nesillerde çok daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor ve Amerika'da ruhsal bozukluk olarak tanımlandırılmaktan neredeyse çıkarılma aşamasında... Çünkü her 5 kişiden biri narsist tanısı alıyor.

Aşırı hoşgörülü aile; çocuklarının bakımlarıyla, ihtiyaçlarıyla yüksek düzeyde ilgilenir, sıcak davranır, kural ve sınır koymaz, çocuklarının her istediğini yapma eğilimindedir. Bu aileler onları sevgi ve şefkate boğar, aşırı şımartır. "Sen bir tanesin, istersen her şeyi yapabilirsin!" diyerek çocuğun benliğini keşfetme yolculuğunda yanlış bir benlik algısına ve ego kabarmasına sebep olur. Dünya, anne babası tarafından çocuğun etrafında döndürülür. Çocuk o evin prensi veya prensesi olmuştur. Sürekli aldığı için veremez. Bencilce tavırlar sergiler. Sorumluluk almak çok zor gelir. Çünkü her şey ona hazır gelmiştir. Arkadaş edinmekte zorlanır. Çünkü paylaşmayı bilmez. Gerçek hayatla karşılaştığında da bu yanılsamalı dünya ve benlik algısını korumaya çalışır. Gerçek dünya ve üzerindekilerin de kendi etrafında dönmesini bekler; böyle olamadığı için de o kendi erişilmez dünyasında, fanusunda, tek başına yaşamaya başlar. Kendinden başkasını düşünemez ve sevemez olur. Hayallerinde o hâlâ bir prens veya prensestir. Diğerlerinden özel, üstün, başarılı ve değerli. Ailesinin ona küçükken sunduğu gibi...

Tedavi için gelen 11 yaşındaki kızımız da böyle büyümüştü. Ondan resim çizmesini istediğimde bana çok güzel bir genç kız resmi çizdi. Resimdeki kız pop starmış. 'Hayatta en çok istediğin şey nedir?' diye sorduğumda da 'Ünlü olmak!' dedi. 'Ayakkabılarım olacak. Rengarenk. Kocaman da bir villam. Sonra kocaman da bir elbise dolabım. Ve kıyafetlerim...' diye de ekledi...

Anne ve babası onun her istediğini çaresizce yapıyorlardı. İlk çocuklukta başlamıştı onun istekleri yapılmaya. Şu an 11 yaşındaydı ve istediği olmayınca avazı çıktığı kadar bağırıp anne babasına hakaret edebiliyordu. Babasının ona aldığı doğum günü hediyesini de beğenmemişti. 'Bana bu iğrenç şeyi nasıl alırsınız! Ben bunu giymem!' demiş ve öfke nöbeti geçirmişti. Hiçbir şeyi beğenmiyordu. Anne ve babası iyi niyetle belki aşırı merhametten çocuklarının her istediğine 'evet' demişlerdi ama çocuklarının ruh sağlığı bozulmuştu...

Çocukların, ruh sağlıkları için kurallara ihtiyaçları var

Çocuklar benmerkezcidirler. Anlık düşünür ve anlık davranırlar. Onlara iyiyi, kötüyü; doğruyu ve yanlışı öğretmek anne babanın görevidir. Bu da ancak sağlıklı disiplin yöntemleriyle olabilir. Anne baba net, çocuğun yaşına uygun kurallar koymalı ve bu kurallara uymasını çocuktan beklemelidir. Çocuk ancak anne ve babasının terbiyesiyle moral ahlaki değerleri öğrenebilir. Başkalarının duygularını önemser ve toplum içinde gerekli yaşam becerilerini geliştirir. Yalnız aile bu kuralları koyarken sıcak ve duygusal bir ilişki geliştirmelidir de. Yani çocuğunuzu narsisizmden korumak istiyorsanız ebeveynlik tarzınız kuralları öğreten, açıklayıcı, sevecen tutum olmalıdır...

Çocuğunuzun narsist olmasını istiyorsanız bunları uygulayın

Benliğini ve bireyselliğini çok erken dönemden itibaren ortaya çıkartın ve ona sınırsız seçenekler sunun ve isteklerini abartın. 1-2 yaşından itibaren 'Hangisini giymek istersin?' veya 'Hangisini yemek istersin veya hangisini alalım?' gibi...

Kendisi için neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilme yetisinden yoksun zamanlarda kararı ona bırakın. Gideceği anaokulunu kendisi seçsin veya bezini istediği zaman çıkarsın veya o isterse kardeşi olsun. Muhtemelen bezini 5 yaşından önce bırakamaz, kardeş de istemeyecektir...

Aşırı merhametten veya sabırsızlıktan tüm işlerini onun yerine siz yapın. Ona hiç iş bırakmayın. O sadece yeter ki ders çalışsın. Sorumluluk almayan çocuk, ders çalışmakta da zorlanacaktır...

Sürekli onun haklı olduğunu savunun. Özgüveni zedelenmesin diye sınavdan kötü not aldığında suçu öğretmene ya da sorulara bağlayarak hayatta hep başkalarını suçlamasını öğretin ona. Hatta öğretmeniyle kavga edin 'Çocuğum bu notu hak etmiyor!' diye...

'Başkalarının düşünceleri, duyguları önemli değil; sen kendini nasıl iyi hissediyorsan öyle davran!' diyerek sınırsız davranmasına izin verin. Sadece kendini düşündüğü için yetişkinlikte toplum kurallarına uymakta zorluk çekecek ve hatta antisosyal ve saldırgan davranışlar bile geliştirebilecektir.

zaman, 27/04/2011

Çocuğuma Sorumluluk Duygusunu Öğretmek İçin ne Yapmalıyım?

"Daha ufak, o yapamaz." düşüncesiyle çocuklara görev vermemek, sorumluluk yüklememek hayata eksik hazırlanmalarına sebep olur. Aşırı kollanan, baskı altında tutulan ve sorumluluk verilmeyen çocuklar, pasif, içine kapanık, üzerine düşen görevleri birilerinin yapmasını bekleyen bir fert haline dönüşür. Çocuklara, yaşlarına uygun vazifeler vermek gerekir.

Sorumluluk duygusunun; çocukların gelecekte kendine olan özgüveni yüksek, bağımsız ve başarılı bir birey olarak yetişebilmesi için aile tarafından kazandırılması gerekir. Ebeveynler olarak çocuğunuza vereceğiniz görevler onun kişiliğine ve gelişimine olumlu katkılar sağlayacaktır.

Okulöncesi dönem olarak nitelendireceğimiz iki yaşından itibaren çocuğa ufak da olsa yaşına uygun yapabileceği tarzda sorumluluklar vermek ve onu alıştırmak gereklidir. Şunu unutmamak gerekir ki sorumluluk, verilebildikçe alınabilecek bir şeydir. Mesela çocuğunuz kaşık tutma olgunluğuna eriştikten sonra yemeğini kendi başına yiyebilmesi için izin vermek veya dağıttığı oyuncakları toplamasını istemek gibi küçük adımlar onun hayata daha iyi hazırlanmasına yardımcı olacaktır. Ancak ne yazık ki birçok anne ve baba o daha küçük, bir şey yapamaz mantığıyla düşünmektedir. Çocuğun yapması gerekenleri onun adına yapmaktadırlar. Çocuğa aşırı korumacı ve kollamacı bir tutum sergileyerek çocuğun seçim yapmasını engelleyen ailelerin çocuklarıyla ilgili hayal kırıklığı yaşaması kaçınılmaz bir durumdur.

Aile tarafından sorumluluk verilmeyen çocuk, okula başladığında ev ödevlerini yapmak istemeyecek, odasını toplamayacak ve kendi üzerine düşen görevleri hep başkasının yapmasını bekleyecektir. Yine aynı şekilde aşırı disiplin ve otoriter bir ailede yetişen çocuk için durum çok farklı değildir. Çünkü çocukta tek başına karar verme yetisi gelişmemiştir. Aile çocuğa baskıcı bir tutum uyguladığından çocuk pasif, içe kapanık ve sorumluluktan yoksun bir şekilde büyütülmüştür. Aile her şeyin en iyisini çocuk için yapmaktadır. Dolayısıyla çocuk, hayatının ilerleyen dönemlerinde büyüyüp yetişkin bir birey olduğunda kendi ayakları üzerinde durması güç olacak ve karar verme yetileri gelişmeyecektir.

Sorumluluk için ona yaşına uygun vazifeler verin

Aile olarak yapabileceği görevleri kısa cümleler kurarak çocuğa açık ve net bir biçimde ifade edin.

Sorumlulukların çocuğunuzun yaşına ve karakterine uygun olmasına dikkat edin.

Günlük hayatınızda yapacağınız işlerde size yardım etmesi için onu teşvik edin.

Sofranın hazırlanmasına yardım etmek, çalan telefonlara bakmak gibi basit görevler verebilirsiniz.

Çocuğunuzun bir birey olduğunu kabul edip ona seçme şansı verin. Bu şekilde olumlu veya olumsuz sonuçları görmesine yardımcı olmuş olursunuz.

Destek olun, fakat müdahale etmeyin.

Ebeveyn olarak ona sorumluluk konusunda örnek olmaya çalışın, unutmayın ki çocuğunuz sizin birer yansımanız olacaktır.

Çocuğunuz vermiş olduğunuz bir görevi başardığında onu mutlaka "Aferin, çok güzel yapmışsın." gibi sözcüklerle ödüllendirin.

Sorumluluklarını yerine getirmediğinde onu cezalandırmaya kalkmayın. Ebeveyn olarak çocuğunuza vereceğiniz ceza ödül vermemek olmalıdır.

zaman, 27/01/2011

Bol Su İçen Çocukların Boyları daha Fazla Uzuyor

Gelişme çağında bol su içen çocukların boyları, diğer çocuklara göre daha uzun oluyor.

Çocuk gelişimi uzmanları, kalsiyum ihtiyacının en iyi su ile karşılandığına dikkat çekerek, boy gelişimi için çocukların bol su içmesini tavsiye ediyor. Beslenme ve diyet uzmanı Dr. Yasemin Bradley, kalsiyumun insan vücudu için en önemli elementlerin başında geldiğine değinerek, çocukların PH değeri yüksek doğal mineralli su içmelerinin kemik yoğunluklarının artmasına ve boylarının uzamasına yardımcı olduğunu ifade ediyor. Günümüz çocuklarının 40 yıl öncesine göre çok daha fazla yağ, şeker ve tuz içeren yiyeceklerle beslendiğini söyleyen Bradley, "Çocuklarınızın uzun boylu olmasını istiyorsanız, özellikle gelişme çağında onlara bol bol su içirin." diyor.

Beslenme uzmanı Bradley, süt ve süt ürünleri ile balık ve kuru baklagillerin de kalsiyum bakımından zengin besinler olduğunu belirtiyor.

zaman, 15/01/2011

Çocukları NBŞ'li Ürünlerden Uzak Tutun

Şeker-İş Genel Başkanı İsa Gök, Türkiye’de özellikle çikolata ve şeker ürünlerinin tamamına yakınında kısa adı NBŞ olan nişasta bazlı şeker kullanıldığını ve bütün uyarılara rağmen bu yönde henüz bir önlem alınmadığını söyledi.

Gök, yazılı açıklama yaparak, başta obezite, alzheimer, kalp, astım, baş ağrısı ve kansere kadar birçok hastalığın nedeni olabilecek tatlandırıcılar arasında NBŞ’ler konusunda aileleri uyardı. Halk sağlığını tehdit eden tatlandırıcıların yetişen yeni nesil çocukların geleceğini körelttiği yönünde uyarıda bulunan Gök, başta aspartam olmak üzere nişasta bazlı şeker ve çoğunluğunu çocukların tükettiği şekerleme, bisküvi, çikolatalar ile pek çok gıda ürününde kullanılan NBŞ’lere kansere davetiye çıkardığı vurgusunu yaptı.

"Sakın ben mısır şurubu tüketmiyorum demeyin. İçtiğiniz kolada, meyve suyunda, gazozda, yediğiniz çikolatada, tatlıda, kekte, pastada dondurmada kısacası yüzlerce üründe bu mısırdan elde edilen şeker kullanılıyor. Çocuklarımız büyük tehlike altında" diye uyarıda bulunan Gök, nişasta bazlı şeker ve suni tatlandırıcıların fayda ve zararları hakkında ortaya atılan görüşler hakkında şu bilgileri verdi: "Tüm dünya ülkelerinde sağlığa zararlı gerekçesiyle yasaklanan tatlandırıcılar, her yıl yüzde 50 oranında kota artışıyla ülkemize sokuluyor. Siklamat adı altındaki yapay tatlandırıcıların ise kanser yapıcı etkisi bilimsel olarak kanıtlandığından Amerika ve İngiltere başta olmak üzere çok sayıda ülkede kullanımı yasak. AB müktesebatına göre uyum çerçevesinde Türkiye bu gidişle çok yakın zamanda bir tatlandırıcı istilasına uğrayacak. Türkiye’de çikolatadan, meşrubata kadar hemen her üründe nişasta bazlı şeker kullanımı gün geçtikçe artış göstermektedir. Bu tatlandırıcıların kullanılmasının artmasına bağlı olarak bazı hastalıklar da daha sık görülecek. Uzmanlar önümüzdeki yıllarda yapay tatlandırıcı kaynaklı hastalıkların ortaya çıkacağı uyarısını yapmaktadır. Şeker-İş Sendikası olarak NBŞ’lerin şeker pancarına alternatif olamayacağını defalarca kamuoyuna anlatmaya çalıştık. Buna rağmen, bugün ülkemizde bir taraftan şeker fabrikaları özelleştirilmeye çalışılırken bir taraftan da GDO’lu ürün ithalatına izin verilmektedir."

-"PASTANELERDEKİ ÜRÜNLERE DİKKAT EDİN"-

Türkiye’de 407 bin ton civarında tatlandırıcı tüketildiğine vurgu yapan Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı Gök, kola fabrikaları, meşrubat, pek çok reçel ve helva fabrikalarının nişasta bazlı şeker kullandığını kaydetti. Ülkemizde pek çok pastanenin de aynı şekilde ürettikleri tatlılarda daha ucuz ama daha sağlıksız tatlandırıcılar kullandığının altını çizen Gök, "Dış ülkelere baktığımızda tatlandırıcılar, nişasta bazlı şekerler kanserojen olduğu için yasaklanmıştır. Ülkemizde de yüzde 10’luk kısmına müsaade ediliyordu. Bakanlar Kurulu kararıyla bu rakam yüzde 15’e çıkarıldı. Avrupa’da kişi başına 1.5 kg tatlandırıcı düşerken ülkemizde 6 kg düşmektedir. AB tarımının lokomotifi konumunda olan Fransa, Hollanda ve İngiltere de NBŞ üretilmezken Almnya da bu oran pancar şekerinin yüzde 1.9 kadardır. Yaklaşık 300 milyon nüfuslu olan AB 15 ülkelerine bakıldığında NBŞ üretimi 300 bin ton civarında iken, 70 milyon nüfuslu Türkiye’de bu rakam 406 bin ton civarındadır. Şeker pancarı dururken GDO’lu mısırdan şeker üretimi halk sağlığını daha da olumsuz etkileyecektir." diye konuştu.
Avrupa Birliği’nde Gıda Ürünleri ile ilgili Genel Düzenlemeler Gıda Ürünlerinin Etiketlenmesi ile ilgili Düzenlemeler Gıda ürünlerinin etiketlenmesi, sunulması ve reklamının yapılması ile ilgili genel şartların 2000/13/EC Konsey Direktifi ile düzenlendiğini hatırlatan Gök, şöyle devam etti:

-"ÜRÜNLERE ’SAĞLIĞA ZARARLIDIR’ İBARESİ KONULMALI"-

"Bu koşullar sadece ürünün ulaştığı son birim olan tüketiciye satılan gıda ürünleri için değil, restoran, hastane ve büyük yiyecek içecek tedarikçilerine satılan ürünler için de geçerlidir. Bu yönergeye göre ürünün içindeki malzemeler-genetik yapısı değiştirilmiş gıda ürünleri, ambalaj gazları, tatlandırıcılar, aspartam, kinin, kafein, meyan kökü, phytosterol, için etikette özel bir ibare gerekmektedir. Ülkemizde de bu yönde sıkı bir denetimin yapılması, hatta ürünlerin üzerine mutlaka sigara örneğinde olduğu gibi ‘sağlığa zararlıdır, obezite yapar, kansere yol açar, v.s.’ ibareleri yazılmalıdır."

milliyet, 12/01/2011

Zeki Çocuklar Neden Öğrenemiyor?

Başarının öğrenci-veli ortak çalışmasıyla geleceğini bilmeyen yok. Ama ya doğru bildiklerimiz yanlışsa? Ya da kaçındığımız şeyleri yapmamız gerekiyorsa.

Zeka ile öğrenme arasında pozitif bir ilişki olduğu biliniyor. Ama öyle bir etken var ki zeki çocukların öğrenmesi zorlaştırıyor. O da ailelerin ve öğretmenlerin sürekli çocukların zekasını övmesi.

“Amcası, benim kızım çok zekidir!”

“Senin gibi zeki bir çocuğa yakışıyor mu?”

“Teyzesi, Bülent’in bütün dersleri 5. Çok zekidir!”

ZEKİ ÇOCUK YİĞİT
Yiğit 9 yaşında çok zeki bir çocuk. Kendisinin hangi alanlarda iyi olduğunu çok iyi biliyor. Zekasını gösterebileceği işleri çok seviyor ve sürekli o işleri yapmak istiyor. Ama kendisine yabancı olan bir alanda soru sorulduğu zaman ya da yepyeni bir iş verildiği zaman çoğu zaman isteksiz oluyor. Yaparsa da çabuk sıkılıyor veya kaçıyor. Yeni bir şey yapmayı özendirdiğim zaman, biraz zorlanınca “Biliyor musun Özgür Abi, benim resim birinciliğim var,” deme gereği duyuyor. Yiğit, iyi yaptığı şeyleri çok iyi yapıyor, iyi olmadığı şeylerden kaçıyor, öğrenmek veya denemek bile istemiyor.
Ailesi ve öğretmenleri tarafından sürekli zekası övülmüş Yiğit’in yaşamı böyle.

ZEKİ GÖRÜNME SAVAŞI
Sürekli zekası övülen çocuk, ailesinin ve öğretmenlerinin beklentilerini karşılamak için sürekli zeki görünme ihtiyacı duyuyor.
Örneğin, Yiğit zeki olarak mimlendiği için, başarısız olursa aptal görüneceğini düşünüyor. Bu sebeple de kendisini başarısızlığa uğratacak ve dolayısıyla kendisini aptal gösterecek işlerden kaçıyor.
Resim birinciliğinden bahsetmesinin sebebi de bu. Ben onu aptal sanmayayım diye böyle bir başarıdan söz etme ihtiyacı duyuyor.

İMAJ HERŞEYDİR  
Zekası övülen  çocuklarda şöyle bir şey daha görülüyor. Genelde daha az disiplinli oluyor. “Nasıl olsa zekiyim” sendromunun kurbanı oluyorlar.
Zeki olarak mimlenen çocuklar genelde arkadaşlarına ve çevresine “çalışmadan başarılı oldum” imajı vermeye çalışırlar. “Zekiyim, çalışmama gerek yok!”
Bazen bu imajı sürdürmek o kadar önemli oluyor ki zeki imajlarını devam ettirmek, öğrenmekten daha önemli oluyor.
Soru sormakta bile zorlanıyorlar.

YENİ ÖĞRENME EKSİKLİĞİ
Yeni bir şey öğrenmek, bilmediğini kabul etmeyi, soru sormayı, deneme-yanılma yapmayı, eksikliğini kabul etmeyi gerektirir. Ama zeki olarak mimlenmiş çocuk bunları yapmaktan kaçıyor. Risk almıyor.
Bunları yaparsa, aptal görüneceğini düşünüyor.
Böylelikle yeni şeyler öğrenmekte zorlanıyor.

ZEKA KONTROL EDİLEMEZ
Zeki olarak mimlenen çocuğu başka bir tehlike daha bekliyor.
Başarısını zekaya bağlayan çocuk, başarısızlığını gidermek için çaba da gösteremiyor. Çünkü çocuğun düşünce tarzına göre, zeka değiştirilemez. Zeka, kontrol edebileceği bir değişken değil. Doğuştan gelir ve bir insan ya zekidir ya değildir. Bu düşünce tarzı çocuğun çaba göstermesini engelliyor.
Zekası övülen çocuk aslında tamamen çaresiz bırakılıyor. Hem yeni şeyler öğrenme macerasını atılamıyor hem de zor durumlarda gayret göstermiyor.

BAŞARISIZLIK İLE BAŞ ETME
Zekası övülen çocuklar, başarılı olduğu şeyleri yaparak ve başarışız olma ihtimalleri olan işlerden kaçarak yükseldikleri için hayatlarında çok da başarısızlık yaşamıyor.
Bu yüzden de başarısızlık ile baş etme yöntemleri geliştiremiyorlar. Belirsiz durumlarda kendilerine güveni azalıyor, ve daha çok stres yaşıyor. Hatta depresyon durumları bile gözlemleniyor.
Sonuç olarak zekası övülen çocuk, çaba göstermiyor, imaja çok önem veriyor, risk almıyor ve daha az güvenli oluyor. Kısacası yeni şeyler öğrenmekte zorlanıyor.
Öğrenciniz ya da çocuğunuzun zekasını övmeyin!

ALTERNATİF NE?
Alternatif çocukların zekasını değil, çabasını, gayretini ve çalışmasını övmek. Aslında övmek de sakıncalı. Ön plana çıkarmak veya vurgu yapmak demeliyim.
Çalışma üzerine vurgu yapılınca, çocuk biliyor ki başarısız olunca bu durumda bir şey yapabilir. Daha çok gayret gösterebilir ve çalışabilir. Çalışma zeka gibi değiştirilemez bir şey değil.
Başarı çocuğun kontrolü altında oluyor.
Çalışmaya odaklanan çocuklar daha az sıkılıyor, daha disiplinli oluyor, daha çok gayret gösteriyor. Çünkü biliyor ki çalışarak çoğu şeyi başarabilir.

hurriyet, 30/09/2009

Çocuklara Ödev Yaptırmanın Yolları

Ebeveynler çoğu zaman kendileri hatırlatmadan çocukların ödev yapmadıklarını, ödevlerin uzun sürmesinden diğer çalışmalara vakit kalmadığını veya çocukların ödevlerini baştan savma yaptıklarından şikâyet ederler.

Ebeveynin bu şikâyetlerinin kaynağı yine kendilerinin olumsuz davranışlarından kaynaklanıyor olabilir. Mesela çocuğun unuttuğu ödevini onun yerine telefonla öğreniyorsa ya da araştırma ve proje ödevlerini anne-baba çocuğun yerine yapmaya kalkışıyorsa çocuk ödev yapma sorumluluğunu kendi üzerine almaz. Bunu ailenin sorumluluğu gibi düşünür ve her defasında onların hatırlatma ve yardımına ihtiyaç duyar.

Sürekli ödevlerini yapıp yapmadığı sorgulanan çocukta "Nasıl olsa ben hatırlamasam da annem-babam hatırlatır." düşüncesi oluşur ve siz söylemeden, hatırlatmadan ödev yapmaz. Ebeveynin ödevlerini yaparken her zaman çocuğun yanında olması çocukta alışkanlık haline gelirse çocuk, onlar olmadan ödevlerini yapmaz. Anne-babanın ödevleri kontrol ederken sıkı düzeltmeler yapması, sürekli eleştirilerde bulunup sık sık müdahale etmesi şeklinde mükemmellik beklentisi, çocuğun ödev üzerinde özenerek yapayım diye gereğinden fazla oyalanıp vakit kaybetmesine neden olur. Anne-baba eve gelir gelmez, dinlenmeden ödev yapması konusunda çocuğa sürekli uyarılarda bulunursa çocuk ödev yapmaktan soğur.

Ödev yapma çocukta nasıl alışkanlık haline getirilir?

* Çocuğunuza ödev ortamı hazırlayın. Çocuğun ödevlerini ne zaman yapacağı, ne kadar süreceği ve nerede yapacağı belli olursa çocuk ödevlerini yapmada üşengeç davranmaz.

* Çocuğun ödev yapma zamanında TV vs. açık olmamasına dikkat edin.

* Eğer çocuğunuz ödevlerini özensiz sadece göstermelik yapıyorsa ödev için belirli bir süre belirlemek bu yanlış alışkanlıktan onu kurtarabilir.

* "Çocuğa "Ne çabuk bitirdin?", "Hadi çabuk odana geç ödevlerini kontrol et." şeklinde sürekli uyarılarda bulunmak ödeve karşı soğukluk duymasına neden olur.

* Ödev için gerekli malzemeleri önceden çocuğunuzla birlikte temin edin, ödevden önce masada hazır bulunmasını sağlayın.

* Çocuğunuz yaptığı ödevleri okula götürmede sık sık unutkanlık yaşıyorsa odasında "Ödev koyma köşesi" oluşturun. Akşamdan ödevlerini oraya bırakma ve sabahtan oradan alma alışkanlığını zamanla kazanacaktır.

* Siz olmadan ödevlerini yapmıyorsa, ödevlerini nasıl yapacağı konusunda önce yol gösterin, kendi başına yapması için süre belirleyin.

* Asla onun yerine ödevlerini siz yapmayın.

* Çocuk ödevlerini kasıtlı olarak yapmıyorsa bu durumun nedeni ailenin çocuğu yeterince motive edememesi ve çocuktaki özgüven eksikliği olabilir. Çocuk, "Zaten ödevlerimi yapsam da ailemin istediği başarıyı yakalayamıyorum." şeklinde düşünüp ödevleriyle uğraşmayabilir.

* Ödev yapmadığında çocuğa hakaret, aşağılayıcı sözlerle ceza vermeyin.

* Anne-babanın çocuğa gülümsemesi, onun çabasını övmesi çocuk için en büyük ödüldür. Bu yüzden ödevleri maddi bir ödüle bağlamayın.

* Çocuklar en iyi oyunla öğrenirler. Ödevlerin içine biraz oyun katın.

* Ödevin ne yarar sağladığı her defasında çocuklara anlatılıp ödev yapmaya motive olmaları sağlanmalıdır.

Ödev ne kazandırır?

Ödevlerini düzenli yapan çocuklar yapmayanlara göre okul hayatında her zaman daha başarılı olur. Ödev başarıda istikrarlı olmayı yani başarının her zaman devam etmesini sağlar.

Ödevlerle çocuğun ne kadar öğrenip öğrenmediği tespit edilir.

Öğrenilenlerin tekrarının yapılmasını sağlar, unutmayı engeller.

Çocuğa zaman planlaması yapmasını öğretir.

Sorumluluk duygusunun gelişmesini ve başladığı işi bitirme alışkanlığını çocuk, ödev sayesinde kazanır.

zaman, 14/09/2008

3 Yaşın Altındaki Çocuklara TV Yasak

Fransa, olumsuz etkilerinden korumak için üç yaşın altındaki çocuklara televizyon seyretmeyi yasakladı.

Yasaklama sadece yetişkinlere yönelik programları değil, Baby TV, Babyfirst TV gibi bebeklere yönelik televizyon kanallarında yayımlanan programları da içeriyor.

Fransa Medya Yüksek Konseyinden yetkililer, yaptıkları açıklamada, üç yaşın altındaki çocukların televizyonun zararlı etkilerinden korunması gerektiğini ve onları korumak için böyle bir yasa çıkarıldığını açıkladı.

Bu kanalların sadece kablolu yayından yayımlanması gerektiğini söyleyen Fransa Kültür Bakanı Christine Albanel bebeklere yönelik kanalların çocuklardaki olumsuz etkisinden söz edip, bu kanalların çocuklar için büyük tehlike oluşturduğunu, farkettirmeden kendilerini saatlerce izlettirdiklerini açıkladı.

Yetkililer, televizyonun üç yaşın altındaki çocukların zekâ gelişimini olumsuz etkilediğini düşünüyor.

radikal, 29/08/2008

Şişman Çocuğu Zayıflatma Yöntemleri

Şişman her 5 çocuktan ancak birine uygun tedavi yapılabiliyor. Bunun nedeni de çocukluk çağındaki şişmanlığın hem ailelerden hem de sağlık çalışanlarından yeteri ilgiyi görememesi.

Şişman çocuklarda haftada en fazla yarım kilo verdirecek programların hazırlanması gerekiyor. Diyetisyen Burcu Kara, şişman çocuğun sağlıklı zayıflatılmasını anlatıyor:

Şişman çocukların tedavisinde yetişkinlerde olduğu gibi 5 ana yaklaşım bulunuyor. Diyet, fiziksel aktivite, davranış ve yaşam değişiklikleri ailenin tedaviye katılımı ve düzenli izlem.

Diyet

Şişmanlık tedavisinin ana unsurunu oluşturuyor. Hafif derecede şişman çocuklarda yani ideal ağırlığından yüzde 20 fazla olanlarda kola ve meyve suyu gibi içeceklerin azaltılması ve fastfood türü besinlerden kaçınma genelde yeterli oluyor.

Diyet uygulamasında iki yol bulunuyor. Birincisi dengeli az kalorili diyettir. Bu tür diyette çocuğun yaşına göre alması gereken kalori yüzde 30-40 azaltılıyor. Diyetin düşük yağlı yüksek kompleks karbonhidratlı ve yeterli protein içermesine dikkat ediliyor. Genelde besinlerin 3 ana, 3 de ara öğün şeklinde verilmesi öneriliyor.

Diyet uygulamasında ikinci yol ise çok düşük kalorili diyettir. Bu tür diyet 600-800 cal/gün 1,5-2 gram/kg protein, 2 litre su, 2-4kap sebze, multivitamin, kalsiyum, potasyum ve demir içeriyor. Bu diyet çok ağır şişmanlarda kullanılıyor. Bu şekilde haftada 1 kg kaybediliyor.

Çok düşük kalorili diyet uygulayanlarda; nitrogen kaybı, hipotansiyon, kalp ritmi bozuklukları, gelişme geriliği, saç dökülmesi ve safra kesesi taşları gibi önemli sorunlar görülüyor. Bu nedenle bu tür diyetlerin çocuklarda kullanılması sakıncalı bulunuyor.

Spor Şart

Çocukluk çağında şişmanlığın artmasıyla hareketsizliğin artması arasında çok yakın bir ilişki bulunuyor.

Uzun süre televizyon seyretme hem hareketsizliğe yol açıyor, hem de atıştırma tarzınca yeme alışkanlığı nedeniyle çocuklardaki şişmanlık için önemli bir hazırlayıcı faktör oluyor.

Fizik aktivite; haftada 3-5 kez, başlangıçta 15 dakika sonra 35-40 dakikaya çıkarılmalı, yürüme, koşma, bisiklete binme, tenis, dans gibi fazla miktarda kas gruplarını çalıştıran hareketleri kapsaması gerekiyor.

haber7, 22/10/2007 

Öğrenmeyi Öğrenen Çocuk Başarılı Oluyor

Bazı arkadaşlarının az bir çalışmayla başarılı olabildiğini gören öğrenciler, kendilerinin niçin çok çalışmak zorunda kaldığını anlayamıyor. Hâlbuki bu farkı eğitim döneminin başındaki bilinçli çalışma ve "öğrenmeyi öğrenmiş olma" oluşturuyor. Bunun için de motivasyon ve neyi niçin öğrendiğini kavramak geliyor.

Anne ve babalar çocuklarının yeni eğitim dönemine nasıl uyum sağlayacaklarını ve motivasyonlarını nasıl artıracaklarını düşünüyorlar. Sadece veliler değil aslında öğrencilerin büyük çoğunluğu da kendi ders başarılarını yeterli bulmuyor ve daha çok çalışabilseler daha çok başarılı olacaklarına inanıyorlar.

Öğrencilerin çoğu ders yılı başında çalışmak için istekli iken zamanla bu istek azalıyor, başlangıçta düzgün olan yazılar bozulmaya, defterler kırışmaya başlıyor. Okula geç kalmak, derste dikkati verememek, tekrarları zamanında yapamamak, ödevleri unutmak, daha sonra yazılı tarihlerini karıştırmayı, öğretmenlerle iletişim sorunlarını ve sonuçta da başarı düşüklüğünü getiriyor.

Her öğrencinin başarılı olduğu dersler farklı olup belli derslerden başarılı olup diğerlerinde olamayan öğrenciler var. Bunun için öğrencinin her alanda birden başarılı olmasını beklememek gerekiyor.

Başarının temelini ise her zaman çalışma oluşturuyor. Ancak bazı öğrenciler ise az bir çalışmayla da başarılı olabiliyor. Bunu gören diğer öğrenciler ise kendilerinin niçin daha çok çalışmak zorunda kaldıklarını anlayamıyorlar. Hâlbuki başlangıçtaki bilinçli çalışma sonucunda daha sonra daha az çalışılarak başarı yakalanabiliyor. Bunun için öğrencinin daha küçük yaştan itibaren "öğrenmeyi öğrenmesi" gerekiyor. Bu da öğrencinin farklı konulara ilgisi, merak duygusu taşıması yani derse motivasyonuyla mümkün. Öğrencinin öğrenmeyi sevmesi ve merakı öğrendiği şeylerin aklında kalmasını kolaylaştırıyor. Bunun için geçmiş bilgileri dersten önce gözden geçirmesi, eksiklerini tamamlaması öğrenmeye hazır olmasını sağlıyor. Diğer taraftan öğrencinin derse ilgisini dış etkenlerin ve kişisel nedenlerin olumsuz etkilediği ise akıldan çıkarılmaması gereken hususlar. Bu etkenleri minimuma indirgemek için çalışmak ve öğrencinin öğrenmeye hazır olması için temel eksiklerinin minimuma indirilmesi için kendilerine düşeni yapmak, bu konuda gerekirse profesyonel yardım almak ise ailenin ve öğretmenin görevlerinden.

Öğrencinin uyku, beslenme gibi temel alışkanlıkları yeterince kazanmamış olması, çevresel şartlar, aile içi problemler, sağlık sorunları motivasyonunu olumsuz etkiliyor. Bununla beraber bir veya birden çok gayesi olan ve bu gayeye ulaşmak için olumsuzluklardan kolay kolay etkilenmeyen öğrenciler de çok. Bu gaye veya gayelerin oluşması, hedefin belirlenmesinde etkili olan nedenler yine kişiye özel. Bazen önemli bir hayat olayı, bir travma güzel bir örnek bir yeteneğin keşfedilmesi, bir büyük tarafından takdir ve destek bütün zorluklara rağmen ulaşılan hedefi oluşturabiliyor.

Öğrenci çalışmaktan zevk almalı

Öğrenciler nasihat ve eksikliklerinin söylenmesinden çok özelliklerinin keşfedilmesi ve bunların kendilerinin de farkında olmalarıyla ve bu özelliklerini nasıl değerlendireceklerine dair güzel örnek görmeleriyle hedef sahibi olabiliyorlar. Hedef sahibi olunca da ilgi ve istek daha çok oluyor. Hedefe giden yolda ise süreçlerden zevk almak ve isteyerek öğrenmek çok önemli. Öğrenmenin kendinden zevk alan çocuk, hedef sahibi olmazsa dikkatinin farklı alanlara dağılmasıyla başarı düşebiliyor. Bunun için onların kapasitelerini ve yeteneklerini iyi tanımaları sağlanmalıdır. Onun, azmetmek ve çalışmakla birçok zorluğun üstesinden gelinebildiğini iyi anladığından emin olunmalı, bu sebeple gençlerin duygu ve düşüncelerini, sıkıntılarını ifade etmelerine fırsat verilmelidir. Kişinin kendisini iyi tanıması ve güzel örnekler görmesi ile yılgınlığı azalacak, çalışma isteği ile birlikte başarısı daha çok artacaktır.

zaman, 01/09/2007

Çocuk Gıdalarında Ciddi Hastalık Riski

SİGARANIN ardından dünya çapında 'E'kodunu taşıyan yapay tatlandırıcı, renklendirici ve koruyucu maddelere karşı savaş başlıyor.

Southampton Üniversitesi tarafından hazırlanan raporda, özellikle çocuklara yönelik şeker, pasta ve gazlı içecek gibi ürünlerde bol bol kullanılan 'E' kodlu katkı maddelerinin derhal yasaklanması gerektiği belirtildi. Uzmanlar, ailelerin sigara için açılan tazminat davalarının benzerlerini bu katkı maddelerini kullanan gıda firmalarına açabileceği uyarısı yaptı.

Hangi gıdada ne tehlike var?

* E102 (Bisküvi, tatlılar): Hiperaktivite, astım.
* E124 (İçecekler, bisküvi, tatlılar): Alerji, tahammülsüzlük.
* E110 (dondurma, içecekler, tatlılar): Mide sorunları, alerji.
* E122 (jel tatlılar, hazır yemekler, bisküvi): Alerji, tahammülsüzlük.
* E104 (Tatlılar): Hiperaktivite, astım.
* E129 (Gazlı içecekler, kokteyl sosis): Aşırı duyarlılık.
* E211 (Gazlı içecekler, fırında hazırlanan gıdalar, lolipop): Hiperaktivite, astım.

vatan, 05/09/2007

Çocuğa 10 Yaşına Kadar Bilgisayarı Yasaklayın

Çocuklar ortaokuldan önce bilgisayar başına kesinlikle oturtulmamalı. Soyut düşüncenin henüz tamamlanmadığı bir dönemde önüne bilgisayar koyarsanız çocuk robotlaşır!..

Prof. Dr. Mansur Beyazyürek; çocukların internet kullanımıyla ilgili soruları yanıtladı:

* Sizce aileler arasında bilgisayar bağımlılığı bir fobi olabilir mi? Fobiye de dönüşse dikkatli olmak durumundalar. Aileler 10 yaşından önce çocuklarını bilgisayar başına oturtmasınlar. Çocuğunuzun bilgisayar başında geçirdiği süreyi, okuldaki durumunu, arkadaşlarını, arkadaşlarıyla ilişkilerini, evin dışında geçirdiği sürede bilgisayarın ne kadar yer aldığını ve sosyal olaylarla ne kadar ilgilendiğini mutlaka gözleyin. Eğer bunlardan uzaklaşıyorsa, arkadaş ilişkilerinden kopmuşsa ve bunların üzerine bilgisayarı koymuşsa zamnında farkedin.

Çocuklar için bilgisayar çok ciddi bir tehdit oluşturuyor. Özellikle çocuklar ortaokuldan önce bilgisayar başına kesinlikle oturtulmamalı. Çünkü insanı insan yapan en önemli özellik soyut düşüncedir ve bu yetenek dokuz yaşına kadar şekillenir. Soyut düşüncenin henüz tamamlanmadığı bir dönemde çocuğun önüne bilgisayar gibi bambaşka bir dünya koyduğunuz takdirde yeteneği gelişemez ve robotlaşır. En azından 8-9 yaşına kadar aileler bu konuda dikkatli davranmalı. Anne ve babanın, 'ne güzel, çocuğum bilgisayar kullanıyor' sevinci de hiç anlamlı değil. Zira akıl hastalıklarının büyük bölümü soyut düşüncenin bozulmasıyla başlıyor!

EV KADINLARI TEHLİKEDE


*Kimler risk altında? Ev kadınları da yavaş yavaş bu işin içine giriyor. Gençlerde bu durum daha tehlikeli. Kişilik ve ruhsal yapısının olgunlaşmaya, değişmeye ve şekillenmeye başladığı bir dönemde sanal alemle bu kadar sıkı fıkı olmaları, gençlerde gelecekte çok ciddi ruhsal sorunlara yol açabiliyor. Özellikle aile ilişkileri bozuk olan erkekler de interneti bir kaçış yolu olarak görüyor. Eğer başvuran çocuksa, daha çok okul problemleri ön plana çıkıyor. Ergenlik döneminde; kimlik bunalımı, sosyal fobi ve normal hayata uyum sağlayamamaktan dolayı sanal dünyaya yöneliş görülüyor. Erişkinlerde ise daha çok evlilik sorunları bilgisayara yöneltiyor.

BİRDEN YASAKLAMIYORUZ


* İnternet bağımlılığında da, duramaması halindegibi belirtiler görülüyor? İnternetin başında uzun süre kalanlarda en çok kaygı bozuklukları ve depresyon görülüyor. Sonuçta insanın bedensel ve sosyal yönü kadar bir de psikolojik yapısı var. O psikolojik yapının beslenmesi lazım. Ama sanal bir ortamın bunu beslemesi mümkün değil!

sabah, 04/09/2007

TV Çocuklara Tuzak!

Çocukken günde iki saatten fazla televizyon seyretmenin, ergenlikte dikkat toplama sorununa yol açabileceği bildirildi.

Yeni Zelanda'da yapılan araştırmada, çok televizyon seyreden çocuklar arasında dikkat eksikliği probleminin yüzde 40 oranında arttığı saptandı.

Uzun süreli araştırma, 1972-1973 yılları arasında Yeni Zelanda'daki Dunedin'de doğan 1000 çocuk üzerinde yapıldı. Araştırmaya katılan 5-11 yaş arası çocuklar günde ortalama 2,05 saat televizyon seyrettiler.

13-15 yaş arasında ise televizyon karşısında geçirilen ortalama süre 3,1 saate çıktı.

Araştırmanın yazarı Otago Üniversitesinden Carl Landhuis, iki saatten fazla televizyon seyredenlerin, özellikle de televizyon başında üç saatten fazla zaman harcayanların ileriki yaşlarda dikkat eksikliği problemi yaşadıklarının belirlendiğini bildirdi.

Araştırmada, küçükken çok televizyon seyreden çocukların bu alışkanlıklarını daha sonra da devam ettirdikleri; ancak devam ettirmemiş olsalar bile bu olumsuz etkinin yine de görüleceği belirtildi. Landhuis, "Bu, çocukken televizyon seyretmenin dikkat üzerindeki etkisinin uzun sürebileceğini gösteriyor" dedi.

Bunun çeşitli nedenleri olabileceğini belirten Landhuis, televizyondaki hızlı sahne değişimlerinin, henüz gelişimini tamamlamamış beyin üzerinde, gerçek hayatta olanların çocuğa sıkıcı gelmesi şeklinde etki gösterebileceğini belirtti. Landhuis, "Dolayısıyla, çocuk televizyon seyreden çocuk, okul ödevleri gibi daha sıradan ve yavaş ilerleyen görevlere karşı tahammülsüz olabiliyor" dedi.

Televizyon izlemenin okuma, oyun ve spor gibi konsantrasyon gerektiren faaliyetlerin yerine geçmesinin ve televizyon seyretmenin pasif bir faaliyet olmasının, bu sorunlara yol açtığı belirtildi.

Lahdhuis, dikkat eksikliğine meyilli çocuklara televizyon izlemenin daha çekici geldiğini de hatırlattı.

milliyet, 04/09/2007 

Abartılı Sevgi, Çocuğu Bencil Yapar

Çocuk gelişim uzmanları, çocukların belirli dönemlerde hayatla ilgili gerekli deneyimleri edinememeleri durumunda hayata ve çevreye uyum sağlamakta güçlük çekebildiklerini ifade ediyor.

Abartılmış sevgi ve aşırı koruyucu tavırla büyütülen çocuklar sosyal hayata gereğince hazırlanamıyor. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Aydın Rehberlik Araştırma Merkezi Psikolojik Danışmanı Ece Ercan, "Ailenin aşırı hoşgörüsü, sevgisi ve çocuğa olan düşkünlüğü çocuğu bencil yapar." dedi.

Böyle bir çocuğun kendini dünyanın merkezi olarak görür.

Bu tarz çocuklar daima dikkat çekmeye ve etrafındaki kişileri kendi emri altında tutup, hizmet ettirmeye çalışır.

Arkadaş çevrelerinde lider olmadığı zamanlar dışlanırlar.

Çocuk kendini topluma kabul ettirmek için zaman zaman isyankâr davranışlar da sergileyebilir.

Çocukların girişimci, olgun ve sosyal bir kişi olması için imkan sağlanmalı. Çocuklar kendi ayakları üzerinde durabilmeli.

zaman, 04/09/2007

Yürüteç, Çocuklarda, Kasların Orantısız Gelişmesine Sebep Oluyor

Bebeklerin yürümesine yardımcı olmak amacıyla kullanılan yürüteçlerin, orantısız adale gelişimine ve ev kazalarına bağlı yaralanmalara neden olduğu bildirildi. Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Metin Doğan, yürüteci, ciddi sağlık problemlerine yol açabileceği için kesinlikle önermediklerini söyledi.

Yürüteç kullanımının aile bireylerine kolaylık sağladığı için tercih ediliyor.

Ev içindeki bireylerin rahat etme isteği, yürütecin bebeğe eğlenceli gelmesi, bebeğin sağlıklı gelişiminden daha önemli olamaz. Yürütecin, yürümeyi hızlandırdığı yönündeki görüşler yanlıştır.

Yürüteç yanlış yürüme alışkanlıkları kazandırabilmektedir.

Yürüteçlerin, yanlış kasların yanlış zamanda güçlenmesine neden olmaktadır.

Yürüteç, çocuklarda orantısız adale gelişimine sebep oluyor. Bebeklerin parmak üzerinde yükselerek yürümeye çalışması, bacağın arka tarafındaki adalelerde aşırı yüklenme yapıyor. Ön taraftaki adaleler ve kalça kasları zayıf kalıyor. Ayakta deformasyon ve şekil bozukluğu, arka taraf tendonlarda kısalma görülüyor. Parmak uçlarına basmaya alışan bebek, topuklarına basmakta zorlanabiliyor.

Doğan'a göre, yürüteç kullanımı, bebeğe normal yollardan geçmesi gereken basamakları atlatarak erken hareket özgürlüğü sağlıyor. Yürüteç kullanmadan, sürünme, emekleme, yuvarlanma, tırmanma ve ayağa kalkma gibi aşamalar bebeğin kaslarını güçlendiriyor.

Anne-baba elinden tutup yürütebilir

Yürüteç kullanımı yerine anne-babanın bebeklerinin ellerinden tutarak adım atmasına yardımcı olmaları, duygusal iletişimi kuvvetlendirecektir.

En doğru olanı, doğal seyrine bırakmaktır. Bunun dışında anne-baba tarafından yürütülmeye çalışılmalıdır. Özellikle erken dönemde yürüteç kullanılmasının, hazır olmayan eklemlere yük bindirecektir.Yürütece alışkın bebekler dengeli ve sağlam adımlarla yürümek yerine hızlı ve dengesiz yürüyebiliyor. Yürüteç kullanmakta ısrarcı olan ailelere, en azından 8. aydan önce bebeklerini yürütece bindirmemeleri öneriliyor. Normalde yürüme 9-10. aydan itibaren başlıyor. Sağlıklı bir bebeğin 14. aya kadar yürümesi gerekiyor.

Yürüteç, sık sık ev kazalarına ve bebeklerde ciddi yaralanmalara da sebep olabiliyor. Kazalar genellikle merdivenden yuvarlanma, yanma, elektrik çarpması, kablolara takılma ve zehirlenme şeklinde oluşuyor. Yürüteçle meydana gelen kazalar, aniden ve aile bireylerinin yanındayken gerçekleşiyor. Bebek, yürüteçle hızlı ve kontrolsüz hareket edebildiği, eşyalara uzanabildiği için tehlikeye daha açık hale geliyor. Bebeğin yürümeye başladığında ortopedik ayakkabı giymesinin de şart olmadığını belirten Doğan, "Ortopedik ayakkabı, ortopedik özürlüler içindir. Normal bir çocuğun buna ihtiyacı yoktur. Bebeğin evde yalın ayak yürümesi daha sağlıklıdır." dedi

zaman, 11/08/2007

Çocuklarınızı Kontrollü Güneşlendirin

Elazığ Sağlık Müdürü Dr. Kanuni Keklik, D vitamini için çocukların belli miktarda güneşe çıkarılmasını önerdi..

Sağlıklı beslenmenin yaşamın her devresinde bireylerin fiziksel, zihinsel ve sosyal yeteneklerini etkileyen temel koşuldur.

Sağlıklı beslenmenin ana etmenlerinden biri de D vitaminin yeterince alınması. D vitamini, çocuklarda büyüyen kemik dokusunu, erişkinlerde ise yeniden kemik yapımı için gerekli kalsiyum ve fosfor düzeyini sağlar..

Çocukların D vitamini sentezi için gereken miktardaki güneş ışığını direkt almaları gerekir, bu ışığın camdan gelmesi durumunda da bir etkisi bulunmamaktadır.

D vitamini yetersiz olduğu özellikle 5 yaş altı çocuklar ve üreme çağındaki kadınlarda bazı problemlere neden oldmaktadır.

D vitamini vücuttaki kalsiyum ve fosfor metabolizmaları ve kemiklerin gelişiminde önemli rol oynayan hormon ön maddesidir. Besin kalitesini etkileyen en önemli faktör vitamin ve mineral içeriğidir. Bu kapsamda D vitaminin temel görevi çocuklarda büyüyen kemik dokusunu, erişkinlerde ise yeniden kemik yapımı için gerekli kalsiyum ve fosfor düzeyini sağlamak.

D vitaminin temel kaynağının güneş ışınlarının etkisiyle deride yapılan sentezdir.

"Bebekler, D vitamini düzeylerinin korunması için günde 10-15 dakika öğle saatleri dışında güneşe çıkarılmalıdır. Bu sırada bebekler doğrudan güneş ışınlarına temas ettirilmeleri gereklidir. Güneşlendirme sırasında çocuğun başında bir şapka bulunmasında fayda var. Camdan geçerek gelen ışığın D vitamini sentezi bakımından bir yararı yoktur.

sabah, 08/08/2007

Çocukta Yüksek Ateş, Otizmi Engelliyor

ABD'deki bilim adamlarının yaşları 2-18 arasında değişen 30 otistik çocuk üzerinde yaptıkları araştırmada, bu çocukların vücut ısılarının yükselmesi halinde otistik özelliklerinin azalarak normal beyin yapısına ulaştıkları anlaşıldı.

Özellikle 40 derece ve yukarısında ateşe sahip otistik çocukların beyin hücreleri arasındaki etkileşim normale dönüyor.

akşam, 04/12/2007

Her Çocuk Ayrı Bir Dünya

 Önergenlik döneminde en tehlikeli şeyin, arkadaşsızlık olduğu vurgulanarak, evi çocuğun arkadaş ve akranlarına açmak gerektiği belirtildi.
 
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süha Miral, her çocuğun kendine özgü özellikler taşıdığını vurguladı.

Kız çocukları 9-11, erkek çocukları ise 11-12 yaşlarında hormonal bir hareketlenme yaşarlar ve buda "önergenlik" dönemi olarak tanımlanmaktadır. İlköğretim dönemi, çocukda özgüven duygusunun oluşmasında belirleyicidir. Çocuk bedenini bu dönemde tanır. Çocuklar bedenlerindeki gelişmeleri ve değişmeleri de bu dönemde çok yoğun yaşarlar. Her çocuk ayrı bir dünyadır. Her çocuğun bu dönemdeki gelişmeleri ve yaşadığı sorunlar farklıdır.  

İlköğretim döneminde en çok şikayetler hiperaktivite ve dikkat eksikliği konularında odaklaşmaktadır. Çocukların sosyalleşme sürecinde, okulların rehberlik servislerine de önemli görevler düşmektedir.

 Hiçbir çocuk tembel ve yaramaz olmak istemez. Çocuk isterse öğrenir. Fiziksel nedenlerin dışında onların öğrenmesini engelleyen çok neden vardır. Öğrenmeleri için mutlaka bir amaç olmalıdır. Çocuk için önergenlik döneminde tehlikeli olan, arkadaşsızlıktır. Bu yüzden evler, çocukların arkadaşlarına, akranlarına açmalıdır.

Çocuklarda Parmak Emme Çarpık Diş Nedeni

Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ali İhya Karaman, diş çarpıklıklarının önemli bölümünün kalıtımsal nedenlerden kaynaklandığını, bunun yanı sıra küçük yaştaki çocuklar arasında oldukça yaygın olan bazı alışkanlıkların da diş gelişimini olumsuz etikileyebildiğini ifade etti.

Çocukların parmak emme, kalem ısırma gibi kötü alışkanlıkları ile anormal dil itimi fonksiyonu çarpık diş gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Özellikle dişlerin yeni çıktığı küçük yaşlardan başlayarak ileri yaşlarda da devam edebilen bu alışkanlıklar bozuk diş yapılarına neden olur. Anne babaların, bu tür alışkanlıklar edinen çocuklarını bundan vazgeçirmeleri gerekiyor. Aslında masum gibi görünen bu alışkanlıklar özellikle ergenlik çağındaki gençlerde çarpık diş nedeniyle psikolojik sorunlara da neden olabiliyor.

BESLENMENİN ÖNEMİ

Sağlıklı diş gelişiminde dengeli beslenme de büyük önem taşımaktadır. Karbonhidratlı gıdaların ağırlıklı olduğu bir beslenme alışkanlığı dişin gelişimini tamamlayamamasında bir başka büyük etkendir.

Dişlerin güçlenmesi ve gelişimini tamamlayabilmesi için kalsiyum, florür gibi mineraller ile D vitamini içeren besinlerin sıklıkla alınması gerekmektedir.

Her yaştaki çocuklara süt ve süt ürünlerinin mutlaka sevdirilmesi gerekmektedir.

Çocuğunuz Normalden Zeki mi?

Her anne baba, çocuğu hakkında büyük idealler besler. Normalden daha zeki ve farklı bir çocuğun ebeveyni olmak anne ve babaları oldukça mutlu eder.

Nasıl anlaşılır?
Çocuğun normalden daha zeki olma durumu tespit edildiğinde çocuğa uygun yaklaşımın
sergilenmesi gerekir. Anne ve babaların bu mutluluğu çocuklarının başarılarını ileri hayat aşamalarında görmeleri ile gittikçe artar. Yaşıtlarından daha farklı ve daha zeki olan çocuklar bebeklik döneminden itibaren kolaylıkla ayırt edilebilir. Anne ve babalar subjektif ve kendilerine göre değerlendirme yapmalarından dolayı çocuğun yaşına uygun davranışlarının bile ileri zeka işaretleri olduğunu zanndedebilirler. Çünkü anne ve babanın bu konuda beklentileri olması yanlış değerlendirme durumu oluşturmaktadır. Eğer var ise bu kapasitenin ortaya konması ancak objektif gözlem ve gerek olursa testler ile mümkün olabilecektir.

ZEKA TESTLERİ

Gerçekten normalden daha zeki olan çocuğa yaklaşım, farklı davranmak şeklinde algılanmamalı. Genelde anne ve babaların düştükleri büyük hataların başında, gerek olmadan çocuklarına yapılan zeka testleri gelir.
Bu durumun iki farklı yönden zararları olabilir; Birincisi eğer çocuğun zeka seviyesi gerçekten anlamlı derecede yüksek ise anne ve babaların bu çocuğa karşı davranışları değişir veya bilinçdışı olarak çocuklarına farklı davranırlar. Bu durum çocukta davranış problemlerini çok sık bir şekilde oluşturur. Anne babalar farkında olmadan çocuklarına karşı aşırı ilgili , aşırı hoşgörülü veya aşırı beklenti içerisinde davranabilirler. Bütün bunlarda çocuklarda ciddi davranış problemlerinin oluşmasına ve psikolojik olarak sıkıntı duymalarına neden olur. Gereksiz zeka testi ölçümünün ikinci önemli sakıncası ise anne ve babalar beklentilerinden düşük bir skor çıkarsa hayal kırıklığına uğrar ve çocuklarına karşı beklentilerinin aşırı azalması ile çocuklarına karşı davranışları değişir. Bu durumdan yine çocuklar negatif yönde etkilenir. Bu dengeyi sağlayan yani çocuğuna zeka testi yaptırıp ona karşı davranışlarını değiştirmeyen anne ve babaların sayısı ise son derece azdır. Anne babalar ben davranışımı değiştirmem dese de maalesef bilinçdışı olarak davranışlar değişir.

SIK SIK HATIRLATILMAMALI

Normalden daha zeki bir çocuk olduğu, bazı çocukların yüzüne karşı sık sık söylendiğinde veya bu konu üzerinde sık sık durulduğu durumlarda bir kısım çocuklar "nasıl olsa ben zekiyim" diye , aşırı kendine güvenden dolayı yapması gereken görevleri ve okul ödevlerini hafife almakta , ders çalışmamakta ve bunun sonucunda olacak başarısızlıklardan çocuklar ve aileleri çok kötü bir şekilde etkilenmekteler. Bu nedenden dolayı çocukların başarıları "zeki çocuk" , "akıllı çocuk" diye belirtilmeli ama bu konuda çok sık vurgulama yapmaktan kaçınılmalı.

BEKLENTİLER KORKUTUR

Normalden daha zeki çocuklardan anne ve babaların veyahut çevrenin ciddi beklentileri olabilir. Bu bekelentiler çok aşırı olur, her ortamda vurgulanır ve sık sık üzerinde durulursa çocukta bu beklentiye ulaşmak veya şu anda bulunduğu başarı seviyesini korumak için ciddi anlamda kaygı belirtileri oluşur. Bu kaygı durumu çocuğa uzun vadede önemli sıkıntılar verecek ve çocuğun normal ruhsal gelişimini bozacaktır. Normalden zeki çocuk belli bir başarıyı elde eder ama bunun uygun bir şekilde devam ettirilmesi anne babanın olumlu ve istikrarlı tutumu ile mümkün olur.


ERKEN EĞİTİM

Normalden daha zeki çocuklara nasıl bir ortam hazırlanmalı? şeklinde anne ve babalar sık sık sorarlar. Bazı anne ve babalar çocuğun bu kapasitesini artırmak düşüncesiyle çok erken yaşlarda okuma ve yazmayı öğretme veya sayıları öğretme gibi anlamsız müdahalelere girişirler. Unutulmamalıdır ki çocuğun çok erken yaşta bu şekilde okuma ve yazmayı öğrenmesi veya buna benzer yaşından önce bazı aşamalara zorlanması çocuğun ileride yakalayacağı normal ve sağlıklı bir başarıyı da engeller. Bu konuda anne ve babalar bu türlü yanlışa düşmeyerek çocuğun hayatın her evresini dolu dolu yaşamasını sağlamaları uygun olur. Yapılan bilimsel çalışmalarda erken okuma yazmayı öğrenen çocuklar ile vaktinde okuma yazmayı öğrenen çocuklar arasında ilerleyen yıllar içerisinde okul başarısı olarak anlamlı bir farklılık olmadığını gösterilyor. Anne ve babalar normalden daha zeki çocuğa ellerindeki imkanları kullanarak yapabildiği uygun faaliyetleri yaptırmaları, yeterince vakit ayırmaları, ince ve kaba motor becerileri artırmak açısından uygulama yapmaları, onun için uygun arkadaş ortamı hazırlamaları, onun hayat aşamalarını dolu dolu yaşamasını sağlamaları, çocuğun kabiliyetleri ve kapasitesi ölçüsünde ona görevler vermeleri, onun psikososyal stres faktörlerinden korunmasını sağlamaları, ona çok farklı ve sıra dışı olarak davranmamaları, zamanı geldiğinde uygun bir okula göndermeleri ve öğretmenleri ile sıkı bir diyalog içerisinde olmaları, çocuk konusunda yönlendirme ve uygun ortam hazırlama konusunda zorlandıklarını hissettikleri zaman bir uzmana başvurmaları tavsiye edilir.

NASIL ANLAŞILIR?

Normalden daha zeki çocuk nasıl belli olur? şeklinde anne babaların kafasında soru işereti olabilir. Bu konuda genel belirti çocuğun yaşından daha büyük faaliyet ve aşamaları bulunduğu yaşta yapabilmesi şeklindedir. Ama bunun istisnaları olabilir. Ek olarak çocuğun anlama, algılama, kavrama, organize etme, problem çözme, sosyal uyum, olayların gidişatını tahmin etme, işlevsellik olarak yaşıtlarına oran ile daha ileride olması da çocuğun normalden daha zeki olduğunun göstergesi olarak kabul edilir. Genelde çocuğun kapasitesini ortaya koymasına negatif bir etken yok ise (tıbbi bir hastalık, psikiyatrik bir sorun) çocuklar yaşıtlarından kolaylıkla ayırt edilir. Baskılanmış, depresif, stres altındaki çocuklar kapasitelerini tam ortaya koyamadıkları için normalden daha zeki oldukları halde kapasite olarak son derece yetersizmiş gibi görülebilirler. Bu durumda çocuğun yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı çocuğun kapasitesini ortaya koyması zorlaşır.

OKUL

Normalden daha zeki çocuklar sıradan okullara gitmeli mi yoksa farklı bir okul gerekli mi diye sorular da anne babalardan gelebiliyor. Bu konuda çocukları izole hale getirip diğer çocuklardan belli ölçüde soyutlamanın avantajları ve dezavantajları var. Çocuğu yönlendirebilecek ilgili ve uygun yaklaşımı olan bir öğretmenin olması ile çocuğun normal okula gitmesi ile çok ciddi anlamda kaybı olmamakta. Bu konuda çocuğu çok profesyonel anlamda yönlendirebilecek okulların olmadığı Türkiye açısından önemli bir gerçek. Burada hemen şunu da belirtelim ki çocuk için Türkiye'de mevcut olan imkanlar kullanıldığında, ailenin ve çevrenin tutumları uygun olduğunda, çocukların kapasitelerinin açığa çıkarılması ve kabiliyetlerinin geliştirilmesi açısından çok önemli bir sorun olmayacaktır. Bazı ailelerin yurt dışındaki arayışları ise avantaj ve dezavantajları açısından kişiye özel değerlendirilmesi gerekir. (ntvmsnbc)

Çocukların Psikolojik Sorunları

Gece-gündüz altına kaçırmalardan tırnak yemeğe, okul fobisinden saç çekiştirmeye dek, çocuklarda karşılaşılan sorunlar...

Tırnak yemek, saç koparmak, yalan söylemek, saldırganlık, altını ıslatmak gibi problemlerin zamanında tanısının konulması ve tedavisi gerekiyor.

Gece-gündüz işemelerinin, çocuklarda en sık görülen uyum problemlerinin başında geliyor. Çocukta kesilmesi gereken yaşta işeme halen sürüyorsa, hiçbir gerekçe olmadan .. Gece ya da gündüz işemeleri organik ve psikolojik nedenlerle oluşuyor. Psikolojik nedenlerine baktığımızda organik nedenler dışında eğer çocukta önce bir organik neden olup olmadığını araştırılır. Eğer organik bir nedeni yoksa, olayın psikolojik olduğunu düşünüp, bu yönde araştırmaya girişmekte yarar var. Kısaca özetlemek gerekirse, psikolojik nedenleri anneden ayrılma, yeni bir kardeş doğumu, katı tuvalet eğitimi, okula ya da yuvaya başlama veya çok sevdiği bir yakınından ayrılma, kazalar, operasyonlar gerekçeler arasındadır.

DAYAKLA EĞİTİM OLMAZ...

Çocuk işeme kontrolünü 3 yaş sonundan itibaren kazanmış oluyor. Altını kirletmeye baktığımızda ya da kaka kaçırma dediğimiz şeye, onu da iki yaş sonundan itibaren çocuk bu kontrolü kazanmış oluyor. Fakat 4-5 yaşına kadar zaman zaman çocukların gece ya da gündüz işemelerinin olduğunu görebiliyoruz. Olmaması için ailenin katı bir eğitim vermemesi gerekiyor. Çok erken yaşta tuvalet eğitimine başlamaması gerekiyor. Dayakla ya da bağırarak çocuğu cezalandırmaması gerekiyor.

OKUL FOBİSİ

Okul korkusunun da çocuklarda görülen önemli problemler arasında yeralmaktadır. Okul korkusu genelde okuldan korkma, öğretmenden korkma gibi anlaşılıyor. Çocuk, kendisinin de bilmediği bir şeyden korkuyor adeta. Fakat genelde çocuğun anneden ayrılma sıkıntısıdır. Ve bunun dışında çocuğun ailesiyle olan ilişkilerinde anne ya da babanın başına bir felaket gelebilir diye evden ayrılmamak. Bu yüzden sıkıntı çekmek, okula gitmek istememek. Kendi başına dışarıya çıktığı zaman bir felaket gelebilir diye korkmak. Veya, çocuk dışarıya çıktığında panik halinde tekrar dışarıya çıkmak istememek, kendi başına bir felaket gelebileceğinden endişelenmek.

TIRNAK YEME...

Ailelerin sık sık yakındığı diğer problemlerin de, çocukların, saç çekiştirme, tırnak yeme, yalan söyleme, arkadaşlarının eşyalarını izinsiz alma gibi davranışlarıdır. Saç yolma, tırnak yeme saldırganlığa, agresyona giriyor aslında. Saldırganlık insanın doğuştan getirdiği bir davranış şeklidir. Fakat bunu yapıcı bir şekilde kullanabilirler. Fakat bazen bu saldırganlığın, dışa ya da kendine yöneldiği görülebilir. Burada tırnak yeme, daha küçük çocuklarda rastlanabilir fakat bu yetişkinliğe kadar sürdüğünde geriye dönüp bakıldığında, anne-çocuk ilişkisindeki bozukluk görülür. Anne-çocuk yeterli duygusal iletişim kuramıyorsa çocuk annesiyle genelde bir güvensizlik duygusu oluşturabilir. Bunun daha çok sıkıntıya girdiği zaman, sınavlar sırasında benzeri stres yaratan ortamlarda tırnak yemeyi sürdürür. Onun dışında saç yolma da pek sağlıklı olmayan bir süreçtir.

SAÇ ÇEKİŞTİRME

Saç yolmaya ise özellikle kız çocuklarında rastlanıyor. Bu çocukların büyük bir kısmının bunları bükerek çekerek koparıp, hatta yuttuğunu görülür. Bu yutma neticesinde, bazı gastro sorunların ortaya çıkar. Bu çocukta uyum sırasında aşılamadığından, uyum bozuklukları aşılamayıp, daha ileri yaşlara sarktığında, şizofreni başlangıcı olabilir.

BOŞANMANIN ÇOCUĞA ETKİSİ

Küçük yaşlardaki, 3-4 yaşındaki çocuk bunu algılayamıyor, gerçek olduğunu bilemiyor. Ve bu yaşlarda çocuk kendini suçluyor. Yani bu ayrılmanın ne olduğunu anlayamıyor. Fakat ileri yaşlarda, çocuk 9-12 yaşlarına geldiğinde kesinkes bu ayrılığın ne olduğunu anlayabiliyor. Fakat maalesef bu boşanmanın çocuklarda pek sağlıklı olmayan etkileri olabiliyor. Özellikle kız çocuklar, eş değişiminden, boşanmış anne babanın bir başkasıyla evlenmesinden daha çok etkileniyorlar. Genelde boşanma süreci ya da boşanma gerçekleştiğinde erkek çocuklar da bundan daha çok etkileniyor. Bu çocuklar, okulda başarısız, okuldan firar eden, toplum yaşamlarında içine kapanık ya da tamamen bunun tersi şekilde davranış bozukluğu gösteren çocuklar olarak görülüyor.

Çocuğa Baskı Kekemelik Nedeni

Ankara Üniversitesi TÖMER Kayseri Şube Müdürü Oktay Durukan, "çocuk konuşmaya başladığında teşvik edici bir tutum takınmak gerekir" dedi.

Çocuğa konuşmayı öğretirken yapılacak aşırı baskının, kekemeliğe yol açabileceği belirtildi.

Çocuğun dil gelişiminde, çevresindeki insanların dili kullanış ve çocuğa yaklaşım biçimlerinin büyük öneminin bulunduğunu kaydedildi.  Dil gelişiminin, çocuğun kendisiyle ilgilenildiği oranda artacağı belirtildi.

Anne ve babaların çocuklarına yıracakları zamanın süresinden çok, kalitesi daha önemlidir.

Ebeveynlerin sürekli onlarla konuşmaları, çocukların kelime haznesini geliştirdiği gibi, daha yüksek zeka seviyesine ulaşmalarını sağlayacaktır.

Bu dönemde, yetişkinlerin heveslendirici etkisi çok önemlidir. Kendi kendini anlatımda çocuğu yüreklendirme ve çocuğun sağlıklı bir ilişkinin bulunduğu ortamda yetişmesinin sağlanması, anadili gelişmesinde olumlu etkiler sağlayacaktır.

Aile dışındaki kurum ve ortamlarda yetişen çocuklarda dilin gelişmesi kısmen daha yavaş olmaktadır.

Yapılan araştırmalar, daha çok anne ve babanın çocuğa karşı tutumlarının kekemeliğe yol açtığını göstermiştir. Bunda özellikle çocuk ilk kez konuşurken yaptığı yanlışlar ve kuşkular karşısında gösterilen sert tutum ile aceleci davranış büyük önem taşır. Bu nedenle çocuk konuşmaya başladığında teşvik edici bir tutum takınmak gerekir. Hatta yaptığı bazı yanlışlar görmezlikten gelinmelidir.

Ayrıca konuşmak için çocuğun yeteri derecede bir olgunluk göstermesi beklenmelidir. Zamansız yapılacak alıştırmalar, dil gelişiminde olumsuz etki yapacaktır.


Yanında Kavga Edin Ki Çocuğunuz Suçlu Olsun

Çocuğunuzu ''geleceğin suçlusu'' olarak yetiştirmek mi istiyorsunuz? Bu hiç de zor değil. ABD'nin Houston Polis Müdürlüğü, herhalde akılda daha kalıcı olması için, tersine bir yol tutturmuş ve anne ve babalara ''Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin 10 Basit Kuralı''nı hazırlamış.

Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başla. Bu şekilde o, bütün dünyanın onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.

Kötü sözler söylediği zaman gül. Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.

Ona manevi, ahlaki hiçbir eğitim gösterme. 21 yaşına gelince kendi karar versin diye bekle.

Yerde bıraktığı her şeyi kaldır: Kitaplarını, ayakkabılarını, elbiselerini... Onun için her şeyi sen yap ki, o bütün sorumlulukları başkalarına yüklemeye alışsın.

Onun önünde sık sık kavga edin. Bu sayede bir gün aile parçalanırsa fazla şaşırmaz.

Çocuğuna istediği kadar harçlık ver. Hiçbir zaman kendi parasını kendi kazanmasın. Senin hayatta karşılaştığın güçlüklerle onun da karşılaşmasına ne gerek var?

Yiyecek içecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getir. İstediklerini yapmamak tehlikeli soğukluklara neden olabilir.

Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tut. Onların hepsinin çocuğa karşı peşin hükümleri vardır.

Günün birinde başına gerçekten bir bela gelirse, ona ''Bir şey yapmadın'' diye kendinden özür dile.

Onu felaket ile dolu bir yaşam için hazırla, muhakkak onu bulursun.

İçe Kapanık Çocuklar

GARAM  Müdür Yardımcısı Psikolog Özgül Kılıç, "İçe kapanık çocuklar aileleri ve çevreleri tarafından keşfedilmeyi bekleyen cevherlerdir" dedi.
Öncelikle aileler bu durumun nedenlerini araştırmalı. Her bireyin başarılı olduğu alanlar vardır.

  Her çocuk farklı kişiliklerde doğar ve zamanla zihinsel gelişimini tamamlar. Çocuklardaki kişilik gelişimi 2 yaşından itibaren kendini göstermeye başlayacaktır. Çocukların bir kısmı oldukça hareketli ve dışa dönük olurken, bir kısmı da aile, arkadaş ve çevre ile ilişki kurmada zorluk çekebilir.

Özellikle içe kapanık çocuğun bu yönü keşfedilmeli ve bu alana teşvik edilmeli, sevgiyle ödüllendirilmeli. Çocuğun başarıları ve olumlu davranışları, sadece aile içinde değil, aile dışında da kendisinin duyacağı şekilde anlatılmalı ve desteklenmeli.

Aile, çocuğa güvendiğini, ona değer verdiğini hem sözel hem de davranışsal olarak ifade etmeli. Olumsuzlukları kesinlikle başkaları ile kıyaslanmamalı. Hangi yaşta olursa olsun, çocuğa sevgi göz teması ya da dokunarak gösterilmeli. Evde ve diğer ortamlarda yalnız kalma süresi en aza indirilmeli.

Özellikle grup halinde yapılan folklor, koro, sportif faaliyetler veya yaşıtlarıyla periyodik görüşme etkinliklerine teşvik edilmeli.

İçe kapanık çocukların, eğitime başlaması ile birlikte yeni bir takım zorluklarla karşılaşacağı kaçınılmaz. Zorlukların aşılmasında öğretmenlere büyük görev düşüyor.

Sınıf içerisinde arkadaşları ile uyum zorluğu çeken bu çocuklar, gerekli önlemlerin alınmaması durumunda eğitimde başarısız olabilirler. Öğretmenler bu konuda çocuğu keşfedip, başarıya yönlendirmeli.

İçe kapanık olmak eğitime engel değildir. Yeter ki çocuğa özel tedbirlerle okul ve dersler sevdirilsin. Aileler öğretmenlerle sıkı bir işbirliğine gitmeli.

Çocukları içe kapanık aileler, bu durumu öğretmenlere bildirip, sürekli ilişki içerisinde olmalı.

Tik'li Çocuklara Sert Davranmayın

Çocuklarda çok sık görülen istem dışı kas hareketlerinin, önlem alınmadığı takdirde olağan hareketler haline gelebileceği bildirildi.

Çocuğun bir tik'i varsa, bu istem dışı spazmlar, O'nun iç dünyasında gerilim ve çatışmalar yaşadığını gösterir. Pekçok insanın alay ettiği ve sıklıkla da yanlış anlaşılan tikler, vücudun belli bölgelerinde örneğin, göz kapaklarında daha çok görülür. Göz kapağının aşağıya doğru hareket etmesi ve göz kapaklarının olması gerekenden daha sık açılıp kapanması en sık rastlanan tik'lere örnek verilebilir.

Uzmanlar, altı yaşına kadar çok nadir görülen tiklerin, özellikle erkek çocuklarında daha fazla ortaya çıktığına dikkat çekerek, şu uyarılarda bulunuyor:

-Çocuğunuzun bir tiki varsa bunu bazı önlemlerle ortadan kaldırabilirsiniz.

-Çocuğunuzun TV'de ve yakın çevresinde gördüğü birini taklit etmesine asla izin vermeyin. Ancak bu konuda da sert davranmayın.

-Çocuğunuzu sıkça tenkit etmeyin ve akranlarıyla kıyaslamayın.

-Hakaret, azarlama ve dayağın tikin artamasına sebep olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

- Ailesi olarak çocuğunuzun bu halinden utandığınızı söylemeyin ve asla belli etmeyin.

- Arkadaşlarının bu konuda dalga geçmelerine müsaade etmeyin.

-Tik önlenmezse mutlaka bir doktora başvurarak stres azaltıcı ilaç almasını sağlayın.

Çocukları ObezliktenNasıl Kurtarırsınız?

ABD'deki Penn Üniversitesi çocuk sağlığı uzmanlarından Dr. Leann Birch, "Bu kural, çocuklarda doymalarına rağmen yeme alışkanlığını getiriyor. Bu da obezliğe götürüyor" diye konuşuyor.

Çok sağlıklı bir yemeği çocuklara yedirmenin yolu ise ödüllendirmekten geçiyor: "Eğer çocuğunuz çok sağlıklı bir yiyeceği yemiyorsa, yaptığı bir şeyden ötürü ona ödül olarak bu yemeği verin.
Küçük yaşta buna alıştırırsanız, ödüllendirilmek hoşuna gidecek ve bu yemekleri tercih edecektir. Her seferinde farklı bir ödül yemek verin..."


Amerikalı sağlık uzmanları, okul çağındaki çocukların mutlaka beden eğitimi derslerine girmesi gerektiğinin altını çiziyor. Araştırmalara göre, beden eğitimi dersine katılan çocukların kemiklerinin, 1 yıl içinde katılmayanlara oranla yüzde 2, iki yıl içinde ise yüzde 5 güçlendiği görüldü.

Soya:

Soya hem kolesterolü düşürdüğü, hem de osteoporoz, göğüs kanseri ve kalp hastalığı riskini azalttığı için çok sağlıklı bir yiyecek. Domates ve marulla renklendirebileceğiniz soya burgerleri iyi bir seçenek olacaktır.

Salata:

Salatanın bazı çeşitleri diğerlerinden daha sağlıklıdır. Örneğin, özellikle folik asit miktarınızı artıracak yeşil yapraklı bir salata yenilmesi çok yararlı olacaktır. Folik asidi özellikle doğurmayı düşünen ya da hamile kadınların bol bol tüketmesi gerekiyor.

Eğer salataya havucu da dahil edilirse, kalp hastalığı ve kanser riskini azaltma yönünde de önemli bir adım atmış olur. Hem kalsiyum hem de C vitaminin kaynağı olan brokoli yi de salataya eklemek çok yararlı olacaktır.

Çocuğunuz Yemek Yemiyor Mu?

Çocukların gelişmesinde ve büyümesinde büyük rol oynayan iştahsızlık, yemek seçme gibi sorunların üstesinden gelebilmek için sizlere bir kaç öneri;

-Çocuğunuzun yemek öğünlerine özen gösterin. Gün boyu sürekli yiyecek sunmayın veya seçme fırsatı vermeyin.

-Yemek yemeyi ve yemek saatlerini onun için zevkli ve sosyal bir olay haline getirin.

-Yemeğe birlikte oturun. Masanın görüntüsünü çekici hale getirin.

Parlak, renkli desenli çatal, bardak, tabak ve masa örtüsü kullanın.

-Çocuğunuza; televizyon olmayan, dikkatinin dağılmayacağı sessiz ve rahat bir ortamda yemek yedirin.

-Yemek yedirirken acele etmeyin, çocuğunuz yavaş yiyebilir.

Ancak yemeğin süresini fazla uzatmamaya da dikkat edin.

Çocuklara Anne Sesi İlaç Gibi...

Hasta çocuklara annelerinin sesi müzik gibi geliyor...

Pensilvania'da çocuk hastanelerinde yapılan bir araştırmaya göre, annesinin sesini duyan çocukların nefes alışları rahatlamış ve sakinleşmiş oluyor.

Doktorlar hasta çocuklarda annelerinin sesinin tedavi edici bir etkisini de belirlediklerini işaret ederek özellikle sakinleştirici ilaç yerine annelerinin konuşmalarının daha etkili olduğunu vurguluyor.

Araştırma 3 aylıkla sekiz yaş arasındaki çocuklar üzerinde yapılmış.

Çocuklar Dinlenmek İster

Söylediklerinin dinlendiğini gören çocuğun, sevildiğini düşüneceği, duygularını rahat ifade edeceği belirtilerek, ailelerin, çocukların sözlerine özenle kulak vermesi gerektiği vurgulandı.

Gaziantep Rehberlik ve Araştırma Merkezi (GARAM) Müdür Yardımcısı Psikolog Özgül Kılıç, başta anne ve babaları olmak üzere yakın çevresi tarafından ciddiyetle dinlenmesine önem verilen çocukların, kişilik gelişimlerini daha sağlıklı tamamladıklarını kaydetti. Anne-baba ve yakın çevresi tarafından dinlendiğini gören çocukların öncelikle sevildiklerini düşünüp, duygularını daha rahat ifade etme fırsatı bulacaktır.Ciddiyetle dinlenen çocuğun benlik saygısı artar, özgüven kazanır. Ayrıca, yakın çevresine yakınlık duyup daha rahat iletişim kurma fırsatı bulur.
Dinlenmeyen, ciddiye alınmayan çocuklarının içe kapanık olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağı belirtildi. 0-6 yaş grubundaki çocuklar, söylediklerininin ciddiye alınmadığını farkederler ve savunmaya geçip, tepki gösterirler. İşbirliğine yanaşmaz, sosyal yaşamda başarılı olamaz ve sonuç olarak da içe kapanık bir kişiliğe sahip olurlar.

Özellikle ailelerin, 0-6 yaş grubu çocuklarla ilişkilerinde dikkatli olmaları gerektiğini vurgulandı. Çocukların sözlerine özenle kulak verilmeli. Çocuğa yardımcı olmak için söyledikleri iyice anlamaya çalışılıp kısaca tekrar edilebilir. Duyulanın tekrar edilmesi, söylenenlerin aynen duyulduğunu, başka bir anlam verilmediğini, yanlış anlaşılmadığını kanıtlar.

Konuşan çocuk tam olarak ve yorumsuz duyulduğunu hissettiğinde güven kazanarak konuşmaya devam eder. Duyguların dile getirilmesi konuşan kişiyi rahatlatır, anlaşıldığını hisseder, yükü hafifler, ayrıca duyguların yoğunluğu davranışlara yansımaz. Duyguların isimlendirilmesi çocuğa da kendi duygularını ayırt etmeyi, isimlendirmeyi öğretir.

İletişim içinde büyüyen çocuklar sorunlarını daha kolay çözebilirler.

Okul Çocukları Nasıl Beslenmeli?

Çocukların, günde en az 2 su bardağı süt veya yoğurt tüketmesi, meyve yemesi ya da taze meyve suyu içmesi gerektiği belirtildi.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı, Prof. Dr. Yavuz Coşkun, "çocuklar kahvaltı yaptırılmadan ya da beslenme çantasına yiyecekleri konulmadan evden çıkarılmamalı ki, okul çevresinde açıkta satılan gıda maddelerine yönelmesinler" dedi.

Açıkta satılan gıdalar, bulaşıcı hastalıklar için uygun ortamlardır, bu nedenle çocukların mümkün olduğunca bu tür gıdalardan uzak durmasının sağlanması gerekmektedir.

Yerel yönetimler, okul yöneticileri ve ailelerin, okullardaki kantinler ve çevresinde yiyecek-içecek satışı yapılan yerleri sürekli denetleyerek, besin değeri yüksek yiyecek ve içecek satılması için çaba göstermeleri gerekir. Aileler, çocuklarının beslenme ihtiyacını karşıladıktan sonra okula gitmesine izin vermelidirler.

Okula giden çocukların, boş enerji kaynağı yiyecekler yerine, gerçek ve doğal enerji kaynaklarını tüketmeleri için ailede ve okulda eğitilmelidirler. Boş enerji kaynağı olan şeker ve tatlılar yerine süt, ayran, taze meyve suları, sandviç ve poğaça tercih edilebilir. Çocukların eve geldiklerinde, gün boyunca yetersiz tüketilen besinleri tüketmeye yöneltilmeleri ve böylece yeterli ve dengeli beslenmelerinin sağlanması gerektiğine dikkat çekilmektedir.

AİLELER ÖRNEK OLMALI

Okul çocuklarının fiziksel, zihinsel, büyüme ve gelişmelerinin sağlıklı olabilmesi için, yeterli ve dengeli beslenmelerinin büyük önem taşımaktadır.

Çocuklar günde en az 2 su bardağı süt veya yoğurt tüketmeli. Meyve yemeli ya da taze meyve suyu içmeli. Bunu sağlayacak olan ise ailedir. Çocukğa (süt iç), (meyve ye), (taze meyve suyu iç) demekle ne yer, ne de içer.

Çocuğa bunları öneren anne ve babalar, öncelikle örnek olmalı. Süt içen anne ve babanın, çocuğuna süt içmesini önermesi, daha etkili olur. Bu konuda öncelikli görev annelere düşüyor. Çocuk sabah saat kaçta giderse gitsin, okula gitmeden önce kahvaltısı yaptırılmalı.

Untitled Document Untitled Document


anasayfa|bitkiler|vitaminler|mineraller|haberler|ilk yardım|sağlıklı yaşam|site haritası|arama|e-mail

Bu sitedeki yazı, resim ve dökümanlar, kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.


Lokman Hekim'den Uyarı
Bu Site'nin amacı, "Giriş Yazısı" nda açıklanmıştır.Amaç ticari olmadığı gibi; tıbbi teşhis, tedavi ve reçete önermekte değildir.Aksine bu bilgilerin kullanımı, ilgili tıbbi uzmanın tavsiye ve onayını gerektirmektedir. Bu Site'yi ziyaret eden okuyucuların "Giriş Yazısı" nı dikkatle okumalarını ve bu bilgilerin kullanım sorumluluğunun kendilerine ait olduğunu unutmamalarını önemle hatırlatırız.

Untitled Document